Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

14 Temmuz 2012 Cumartesi

GÖRÜŞÜRÜZ....

Ayrılıklardan,vedalardan hiç hoşlanmam...Bu yüzden yolcu etmeyi değil karşılamayı severim...O gidiş hüzünlendirir beni, özlem kokar burnuma...Vedalaşmadan gönderdiklerimle aradan yıllar geçse bile karşılaştığımız zaman bilirim ki aynı yerden devam edeceğiz..Ne bileyim belki de bu bana zihnimin bir oyunudur...Ya da inanmışlık...Sevdiklerimin yanından ayrılırken de hiç ''hoşçakal'' demem, o zaman sanki bir daha hiç görüşmeyecekmişiz gibi hissederim..Hep ''görüşürüz'' diye ayrılırım..Ne zaman,nerede? Allah bilir ama olsun gene de ''görüşürüz''.. Nedendir bilmem bu kelime bana güven verir..Niye mi yazdım bunları??? Çok sevdiğim gidiyor bu gün...İçim buruk,hüzünlü..Nedendir bilmem?..Dertleşmek istedi yüreğim,yazıverdim işte..Hepsi bu...Yolun açık olsun dostum,görüşürüz...

3 Mayıs 2012 Perşembe

MEYVE SAKSIM...

        Uzuuuuuuun zaman olmuş ve blogumu çok ihmal etmişim :( Üzüldüm,utandım...O zaman güzel bir geri dönüş olsun..Geçen gece arkadaşlara giderken yaptığım meyve sepetini ( ya da saksısını) paylaşayım bari:)) Yapması da yemesi de çok keyifli:) Biraz tahta veya plastik çubuk, çiçek süngeri, kap veya saksı (ben saksı kullandım), çeşitli meyveler...Gerisi yaratıcılığınıza kalmış...Afiyet olsunnn:))

13 Şubat 2012 Pazartesi

MİNİK BİR SEVGİLİLER GÜNÜ İRONİSİ....

                              Kadın yakınıyordu,adam ise kayıtsızca her zaman ki koltuğunda oturmuş gözü televizyonda sadece bakıyordu...Ne zordu, erkenden kalkmış,çocuğunu ( çocuklarını) okula göndermiş,evi toplamış, öğretmenle görüşmeye gitmiş dönerken alışveriş yapmış,yemek pişirmiş,kuruyan çamaşırları toplamış,ütülemiş,çocuğunu(larını) karşılamış,yemek yedirmiş,derslerine yardımcı olmuş,koca gelmiş,akşam yemeği yemişler,tekrar bulaşıklar toplanmış ve bu koşturma içerisinde bir arkadaşıyla kısacık da olsa laklak yapamamıştı .Yorgunluğunu ve yoğunluğunu paylaşmalı,deşarj olmalıydı..... 
                            Adam yakınıyordu,kadın ise onu   dinleyecek halde değildi,çünkü o da yakınıyordu!!!                                                                                           Her zamanki koltuğuna oturdu,televizyonu açtı,bir şeyler vardı işte,dizi,reklam,belgesel ; farketmedi bile...İçinden yakınmaya devam etti.Sabah erkendan kalkmış,ayak üstü kahvaltı niyetine bir şeyler atıştırmış,kahrolası rutin traşını olmuş,koştura koştura işe yetişmiş,bir süre müşteriyle cebelleşmiş,öğlen yemeğine çıkamamış,patronunun imalı sözlerini mecburi nezaketle dinlemiş, avansıyla banka kredisi taksidini ödeyemeyince borç bulmaya çalışmış,o ay ki açığı nasıl kapatacağını düşünerek eve varmıştı...Yorgunluğunu ve yoğunluğunu paylaşmalı,deşarj olmalıydı....

23 Ocak 2012 Pazartesi

ÇOK EĞLENDİK...

                   Perşembe gecesi heyecan tavan bizde.Uzun bir aradan sonra yeni yüzüyle Otto'yu ilk kez izleyecek olmanın heyecanı bu.Gece yarısı çıkacaklar sahneye ama olsun her zamanki gibi 9 civarı fırlamalı ki evden biraz da Beyoğlu'nun keyfi çıkarılmalı.Hafta arası falan dinlemiyor bu Beyoğlu, gene cıvıl cıvıl.Biz anne,baba teyzeler,amcalar güruhu arabaları park edip(Peyote'nin hemen yanında otopark olması süper), kendimizi Şampiyon'a atıyoruz.Keyifli bir yemek ardından Sütiş'te salep molası:) Hava öyle soğuk ki sanırım böyle günlerde salep bilinçaltında kalamıyor.Bu arada  Sütiş'te sütün içine salep koymayı unutuyorlar olacak ki sıcacık sütleri içip kalkıyoruz.:))
                 Bu geceki konser giriş katında.Bir üst katta başka bir gurup daha sahne alacak.Konserin başlamasına daha 1 saat olmasına rağmen giriş kat full.En üst katta yazın açık, kışın ise camlarla çevrili terasa çıkıyoruz.Çocuklar,sevgilileri,arkadaşları,bizler tam takımız:)) Mekanın bu bölümü de çok kalabalık.Artık aşağıya inme vakti....

20 Ocak 2012 Cuma

BEN BÖYLEYİM...

           2008....İznik'te restore edilip çini atölyelerine  çevrilen medreseyi geziyoruz.Ortada bir avlu var ve etrafında minik minik odacıklar.Bu odacıkların içinde çeşitli atölyelerin çini çalışmaları satılıyor.Avluda ise çini ustalarının çalışmalarını takip edebiliyorsunuz.Tüylerinizi ürperten,buram buram tarih kokan bir mekan.Bir odaya giriyoruz, çini karoların birleştirilmesiyle oluşmuş kocaman bir tablo dikkatimizi çekiyor,zaten çekmemesi mümkün değil o kadar büyük ki..Osman Hamdi Bey'in Kaplumbağa Terbiyecisi..Renklerin canlılığına Tamer(eşim) mest oluyor.Küçük turumuzun ardından bir de bakıyorum ki tekrar aynı yerde ve satıcıyla pazarlık halinde.Konuşulan rakamlara kulak kabarttığımda birden gözümün önünden film şeridi halinde o rakamla yapabileceğim alışveriş listesi geçiyor ve derhal olaya dahil oluyorum:) Büyük mücadele sonrası çekiştire çekiştire Tamer'i oradan çıkartıyorum.Kazandığım zaferle böbürlenirken onun ''ama çok güzeldi'' demesi ve dönüp dönü p esere bakması da feci şekilde içimi acıyor...



       Bunu neden anlattım biliyormusun???Bazen yaşadığımız anlık kader değişimleri vardır.Belki hiç farkında bile olamayız ama aslında yaşanılan bir olay veya bir söz bizim adım atmamız için tasarlanmıştır.İşte bu paylaşımımda  benim üç sene sonra yaşayacaklarımın başlangıcı oldu.Nasıl mı??? Devam edeyim..           Ertesi gün İstanbul'a dönüyoruz ve yaklaşık iki hafta sonra evlilik yıldönümümüz.Malum ''ne hediye alsam'' krizi başlıyor bende.Çok cesur bir kararla  Kaplumbağa Terbiyecisi'nin yağlı boya tablosunu yapıp hediye etmek istiyorum.Çok cesur dedim çünkü o ana kadar yağlı boya tablo hakkında en ufak bir fikrim bile yok.Evet  üniversite sınavları zamanında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Endüstri Tasarımı'nın yedeklerine kalmıştım ama orada sınav sadece kara kalemdi.Zaten Marmara Güzel Sanatlar'ın sınavını da sulu ve yağlı boya olduğu için kazanamamıştım.Ehh her şeyin bir kolayı var:) açarsın bilgisayarı tuval,fırçalar,boyalar,terebentin vs. hakkında bir sürü yazı ve videoyu izlersin:) Sonra da doğru Bauhaus...Gerekli tüm malzemeyi temin ettikten sonra başlarsın çalışmaya.Gündüz vakit buldukça ve gece Tamer yattıktan sonra devam ediyordum.Böylelikle tabloyu tamamladım.Hiç de fena değildi ya da o an gözüme çok iyi görünüyormuş:)) (Aslında başarısız olduğumu bir sonraki sene net gördüm) Evlilik yıldönümümüzde Tamer verdiğim paketi açarken bende adrelanin tavan yapmıştı:)) O ise gözlerine inanamadı , bütün gece bana iltifatlar yağdırıp acemi tablomu salon duvarına astı ve o acaip şey uzun bir süre orada kaldı:)) Ardından bana Tamer tarafından yağlı boya resim tekniğini öğrenmem konusunda baskı geliyor ve ben kendimi resim kursunda buluyorum.İşte böylelikle benim resim maceram başlıyor.Orada renkleri ve renklerle oynamasını çok seviyorum.İki tane de artım var : solak ve teraziyim:)) Kursa gittiğim ilk gün oraya gidiş amacımı hocama anlatıyorum,tekniği öğrenip aynı tabloyu bilinçli yapmak...Senenin ikinci yarısında tabloma başlıyor ve sene sonunda tamamlıyorum.Tablom kurul tarafından seçilip Kadıköy'de sergileniyor:) Resim kursu bana bir sene sonra meslek kapılarını açmış oluyor.Makyaj eğitimi almamdaki en büyük etken bu kurs oluyor Renklerle artık tuvalde değil   yüzlerde oynamaya başlıyorum.